Garajımın 2 Tekerli Sahiplerinin Kronolojisi
Ben kendimi bildiğimden beri bisiklet üzerinde olmuşumdur. 2 teker sevdası hiçbir şeyin (hatta ergenlik döneminde karşı cinsin bile) yerini almıyordu… Bisikletlerime gözüm gibi bakar, her sabah temizler, zincirini yağlar, aksesuarlar takar ve gün boyu gezer dururdum. Yurtdışında yaşadığım uzun bir dönem boyu işime bile bisikletle giderdim.
İlk motosikletimi almadan önce kapsamlı bir pazar araştırmasına ve kendi tarzımı belirlemeye yöneldim. Tabii öncesinde motosiklet ehliyetimi almış ve YRA (Yamaha Riding Academy) de başlangıç eğitimini tamamlamıştım.
Etrafımda yol ve motor tecrübesi olan arkadaşlarıma ilk motorlarını, kullandıkları motoru ve beni tanıdıkları kadarıyla boyuma, yaşıma, tarzıma, deneyimsizliğime ve gündelik ihtiyaçlarıma nasıl bir motorun uygun olacağını danıştım. İncelediğim ilanlar, beğendiğim motorlar, izlediğim videolar, karşılaştırmalar hatta forumlar beni "naked" (çıplak) motorlara doğru ittiriyordu.
Genelde hepimizin yaptığı gibi bütçeme ve filtrelerime göre alım-satım uygulamaları üzerinden birkaç motosiklet beğendim ve ziyaretlerime başladım. Bir ağabeyim bana "hiçbir zaman niyetlendiğin motoru alamayacaksın, hep aklında olmayan bir diğeri seni cezbedecek" demişti. Genel olarak değil ama ilk motorumda bu iddiası kanıtlanmış oldu. 250 cc lik sıfır kilometre bir Benelli almaya gittiğim mağazada 2. el bir TNT600 görmüş ve âşık olmuştum. 4 silindirli, heybetli, yakışıklı, İtalyan tarzında bir çıplak… Hayallerimin ötesindeydi. Ücreti de öyle.

Motor almak için eski bir C2'mi satmıştım ve şimdi üzerine biraz daha koymam gerekiyordu. Mağazadan tam teçhizatımı satın aldım. İyi bir kask, orta kalite bir mont, korumalı pantolon ve eldivenler. Bütün bunlar beni kredi kartımın limitini ve noterde rezil olmayacak şekilde işlemleri bitirmeye yardımcı oldu. Neredeyse evime gidecek kadar bile benzin alamayacaktım. Ama o ilk motorumla bir Anka kuşunun sırtında uçuyor ve özgürlüğün en uçlarında gibiydim. Evime gidinceye kadar tüm hafif virajlar bile bana büyük stres vermişti… Evet, işte bu ilk motorum -ki adını Paşa koymuştum- beni yaklaşık 7-8 bin km kadar taşıdı. Hiç uzun yol yapmamış ve neredeyse hep şehir içi sürmüştüm. Sadece motoru satmak için şehir dışına çıktığımı hatırlıyorum. Motorun sesi harikaydı. 80 beygir 52 Nm tork ve 600 cc 208 kg ve 4 silindire göre biraz zayıf kalmıştı. Ateşleme sitemi Delphi, lastikler Metzeller, bujileri NKG idi. ABS si bile yoktu. Ama çok yakışıklı, çift egzostlu ve ender bulunan bir motordu. Sis farlarımı ve ön camı da taktırdığımda kendimi Yunuslar gibi hissetmiştim. Servis ağı ise… işte orası biraz bulanık ve ilgisiz bırakılmış gibiydi. Bir keresinde servis çıkışı benzin istasyonunda durduğumda motor yan yatmıştı çünkü yan ayağın vidası bile iyi sıkılmamıştı…
Bundan sonra Honda'dan (Safety Türkiye) İleri Sürüş eğitimlerimi tamamladım.
İkinci motorum ise Türkiye'de tek, yine 4 silindirli 2005 model Triumph Speed Four olmuştu. Bu sarı renkli ve sonradan Margaret adını vereceğim motoru Alemdağ tarafında bir kışlık evin salonunda, üzerinde dantelli bir örtü varken görmüş ve bayılmıştım. Artçı selesinin üstünde bir kapak, önünde boru şeklinde 2 hava kanalı, 2 yuvarlak "pörtlek" far, yani çirkin bir İngiliz'di, ama muhteşem bir sesi ve karizması vardı. Türkiye'ye görev için gelmiş bir İngiliz elçisinin getirdiği ve burada bıraktığı motoruydu. Onu tanıyanlar ve yolda görenler "Bumblebee" ismini takmışlardı. Sıralı 4 silindir ve Sagem yakıt enjeksiyon sistemi yüzünden gaz tepkileri biraz hantal, selesi rahat, deposu oldukça büyük (18 lt), ıslak ağırlığı 204 kg olan, 98 beygir ve 8.000 devirde 56 Nm güç üreten, DOHC motorlu, 16 valfli, sıvı soğutmalı, egzostu değiştirilmiş ve ABS siz bu motor beni özellikle tünel içinde oldukça fark edilir kılmış ve bir keresinde çıktığım Ege turunda oldukça rahat hissettirmişti.

3. cü motorum Kıbrıs'ta yaşadığım süre zarfında pandemiyi çekilir kılan, gizli gizli galeriden çıkarttığım ve sokağa çıkma yasağına rağmen kaçak şekilde KKTC'nin dağlarını, bayırlarını, ormanlarını (ya da yangın sonrası onlardan kalanları), ıssız sahillerini, sınır boylarını, terk edilmiş köylerini, ırmak ve göl kenarlarını gezdiğim Sport Turing motorum Yamaha Fazer25 idi. Islak ağırlığı 154 kg olan, 21 beygir ve 6.000 devirde 20 Nm güç üreten tek silindirli 250 cc lik bu ender Sport Turing motor adada tekti. Üzerindeki naylon lastikler KKTC'nin kötü ve sıcak yolları için idealdi ve sıcaklık 45 dereceyi de bulsa asla hararet yapmıyordu. Mesafeler nispeten kısa, radarlar adanın her yerinde bulunuyor da olsa sadece 5 vitesli bu motorla 124 km/saati aşamadım. 19 Mayıs meşale kortejinde mavi rengiyle Kuzey Kıbrıs'ın polis motoru Fazer ağabeylerinin arasına rahatlıkla karışabilmiştik.

Matrix adını koyduğumuz bu motorla soğuk ama güneşli bir Aralık günü kalkıp Konya ve Ankara üzerinden İstanbul'a gelmiştim. 1,5 sene kadar Türkiye'de kullanıp 12 saatlik bir yolculuk sonrası Mersin Taşucu limanındaki feribota yetişerek motoru geri götürüp bir arkadaşıma satmıştım. Kıbrıs plakalı bu motorla eşimi de alıp harika Ege ve Marmara turneleri yapmıştık.
4. motorum uzun süre forumlarda incelediğim, özellikle kırmızı rengine ulaşmaya çalıştığım ve Türkiye'deki distribütörlere uygulanan saçma sapan kotalar ve üretim kısıtları yüzünden motorsuz kaldığımız bir dönemde ortaklarının dolduruşuna gelerek alelacele almış ve hiç kullanamamış acemi bir sürücüden satın aldığım bir Yamaha Tracer7 idi. Motoru Yamaha bayisinden çıkarttım yani bundan önceki ve bundan sonraki tüm motorlarım gibi sıfır kilometredeydi. MT7 motor bloğu, uzun şasi, dengeli ve tekere gelmeyen ağırlık merkezi, dik oturuş, rahat sele, şık ve güçlü çiftli led farlar, led fren lambası, kıvrak ve yumuşak gaz kontrolü sayesinde şehir içinde sanki skuter kullanıyormuşum gibi hissettiriyordu. Eşimle güzel rotalar yaparak Joy adlı bu motorun da tadını 9.000 km kadar çıkarttık. 196 kg ağırlığa sahip, çift silindirli, 75 beygirlik, 6.500 devirde 65 Nm tork üreten bu makine 100 km'de 4,5 lt yakıt tüketimiyle benim için oldukça verimli; her türlü yol ve trafik şartında "joker" gibi bir seçimdi.

5. motorumla Triumph markasına ve TRC (Triumph Riders Club)'a Tiger 900 GT Pro ile geri dönüş yaptım. 3 silindirin verdiği o özel haz ve ses, vites desteği (aşağı ve yukarı quick shifter) elcik ve bağımsız olarak 2 selenin de ısıtmalı olması, verimli motoru, etkili frenleri ve muazzam dengesi sayesinde ocak ayında hava sıcaklığının ortalama 2 derece olduğu bir dönemde tüm iç Ege ve Orta Anadolu'yu turlamış; dağların, göl kıyılarının, köy yollarının, buzlu asfaltın ve yüksek irtifalardaki basınç değişiminin tadını çıkarmıştım. 95 beygirlik motoru 7.250 devirde 87 Nm güç üretiyordu. Shad'ın SH59X teleskopik topcase ini de edinip eşimle birlikte yine uzun rotalar izlemiş ve hiç yorgunluk çekmemiştik.

6. ve en son aldığım motor olan BMW F900 GS ADV'nin rodajı biter bitmez yetkili servis ziyareti sonrası İç ve Güneydoğu Anadolu turuna çıktım, hem de Haziran sıcağında… Kapadokya üzerinden Kayseri, Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Malatya, Elazığ, Kırşehir, Konya… Her şehirde hem eğitimler vermiş hem de şehrin doğal, sosyal ve kültürel dokularına temas etmiştim. Vites geçişlerinin Triumph'a göre daha sert olduğu (quick shifter da dahil), ama güç ve güvenliğin birçok standart dışılıkta hissedildiği çevik, kaslı ve tok bir motor F900. Sıralı 2 silindirli, 895 cclik motoru 105 beygir ve 6.750 devirde 93 Nm tork üretiyor. 23 lt lik yakıt deposu, geniş ve göğüslü ön karenajı, dik oturuşu ve kendine has renkleriyle çok dikkat çekici ve seksi bir motor… Aşırı ağır olmasa da (246 kg) orta sehpaya en zor alınan motorlardan biri olabilir. Gaz tepkisi dengeli ve oldukça düzenli, sürücüyü asla şaşırtmıyor, o yüzden yanlış viteste kalmak zor. Çok hırçın değil ama çok affedici bir motor. Azami sürat olarak ben rüzgârsız bir havada otoyolda ve tıka basa dolu bir arka çanta ile 217 km/saat i gördüm.

Eşimin hamilelik ve doğum sonrasına denk düşen bu dönemlerinde GS'imizle birlikte bir tura çıkamadık ama gönlümde Doğu Karadeniz'i bir kere de motorla keşfetmek var.
Pekiyi bundan sonra hedefimde hangi motor var?
Yaşım, tecrübem, tarzım, bir motosikletten beklentilerim ve artçılı seyahatler yapma arzumu dikkate aldığımda gözüm BMW K1600 GTL, R 1300 GS Adventure ve Honda Goldwing GL 1800'ye kaymıyor değil…
Son söz olarak, benim stratejim imkanlarımı sonuna kadar zorlayarak sıfır kilometre bir motor almaya çalışmak. En fazla 2 yıl veya 9.000 km sonra bu motoru satarak marka/model yükseltip değer artırmak, aynı zamanda farklı marka motosikletlerin de tadına bakarak hayatın ve yolların tadını çıkartmak.
Hepinize uzun ve sağlıklı bir ömür boyu keyifle motosiklete binmeyi diliyorum.
